• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/vaazdokumanlari/
  • https://www.twitter.com/@vaazsitesi
Hadislerle İslam
İslam Ansiklopedisi
Üyelik Girişi
Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam302
Toplam Ziyaret2289194
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları

Anasayfa







İndirmek için tıklayınız















YA BABASI SİZ OLSAYDINIZ İSMAİL’İN (AS)

Prof. Dr. Mehmet Emin AY

Yaşlılık döneminin sonlarında, yaklaşık yüz yaşlarındayken Allah Teâlâ, Hz. İbrahim’e, Hz. Hacer vasıtasıyla bir oğul evlat nasib etmişti.

İsmail ismi verilen bu evladını Allah Teâlâ’dan aldığı emir üzere eşi Hacer ile birlikte o zamanlar ıssız ve çorak bir belde olan Mekke’ye getirip bırakmış ve geri dönmüştü Hz. İbrahim...

İlahi takdir, bu aziz anne ile evladını, sonradan gelen nesillere “teslimiyetin en güzel örneği” olarak bir “nişane” ve yaşadıklarını da anlamlı bir “hatıra” bırakmak istemişti.

Günler ayları, aylar yılları kovaladı, İsmail büyüdü ve tatlı bir oğlan çocuğu oldu. Zaman zaman kendilerini ziyarete gelen babasının yanı başında beraberce iş görecek, koşturacak çağa gelen İsmail, yıllardır evlat hasreti çeken babası için en tatlı zamanlarındaydı artık…

Şimdi kendinizi Hz. İbrahim’in yerine koyun ve şöyle bir düşünün… Siz de uzun yıllar çocuk sahibi olamasanız ve sonunda bir evladınız dünyaya gelse… Bir oğlunuz ya da kızınız olsa…

Doğduğu günden beri gönlünüzde apayrı bir yeri olan bu yavrunuz büyüse, serpilse ve tatlı bir yumurcak olsa… Simsiyah gözlerinin içi gülse, sütbeyaz dişlerinden bir tebessüm dökülse dudaklarına…

İpek yumuşaklığındaki sesiyle “Babacığım” diye seslense size… Bir iş yapacak olsanız, hemen yanı başınızda bitiverse ve size yardım etmeye kalkışsa, sizi mutlu etmeye çalışsa…

Günleriniz böyle bir mutluluk halesi içinde geçip giderken bir gece rüyanızda şöyle bir ses duysanız: “Allah senden, çok sevdiğin evladını, O’nun için feda etmeni istiyor!...” Sizi son derece heyecanlandıran, ürperten ve hatta korkutan bu rüyadan uyanır uyanmaz kendinize gelmekte zorlanır ve “hayırdır inşaallah” dersiniz ama böyle bir rüyayı üzerinize almak istemezsiniz, değil mi?...

Peki sonraki geceler aynı rüyayı ikinci ve üçüncü kez görseniz ne yaparsınız?... 

İşte kıymetli kardeşlerim. Sizin rüya aleminde bile yaşamanız belki de hiç ihtimal dahilinde olmayacak bu hadiseyi bütün hakikatiyle yaşamıştı Hz. İbrahim…

O da ilkinde oralı olmak istememiş ama ikinci ve üçüncü geceler de aynı rüyayı tekrar tekrar görünce meselenin ciddiyeti anlamış, ciğerparesi İsmail’e danışarak ondan, böylesine hayati önemi olan bu konuda yardım almak istercesine sormuştu:

“Yavrucuğum! Rüyamda kendimi seni boğazlıyorken görüyorum. Düşün bakalım ne dersin bu işe?..” 

Küçük İsmail’in dilinden dökülen sözler, yaşından büyük sözlerdi. Büyük bir teslimiyet içinde şöyle dedi:
“Babacığım! Sana emredilen neyse onu yap. İnşallah sen beni sabreden biri olarak bulacaksın.”

Gelin hadisenin devamını Saffat suresinin 103-113. ayetlerinden öğrenelim:

“Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik:

“Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır. Biz, (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık. İbrahim’e selâm olsun.

İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o mü’min kullarımızdandı. Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.”

Bu ayetlerden anlaşılan bir başka husus da şudur: Allah Teâlâ, Hz. İsmail’e, canını feda etmeye hazır olduğu için cennetten bir koç gönderirken, ciğerparesini feda etmeye hazır olan Hz. İbrahim’e de diğer bir evladın, Hz. İshak’ın müjdesini vermiştir. Dolayısıyla bu ayetler çerçevesinde şunu düşünmek mümkündür: Kurban kesen bir müminin, daha bu dünya hayatında, maddi fedakârlıkta bulunarak yaptığı bu ibadeti onun gönlüne sürur, hanesine huzur ve rızkına bir bolluk ve bereket olarak yansıyacaktır. Ahirette ise bunun mükâfatını cehennemden azad edilmek ve cennet nimetlerine nail olmak şeklinde alacaktır.

Kurban Kesmek Hz. İbrahim ve İsmail’in Hatırasını Yâd Etmektir.


Yukarıda zikrettiğimiz bu hadisenin detaylarını bize “Kur’an Tercümanı” vasfına sahip olan Hz. Abdullah b. Abbas, (r.a.) Peygamber Efendimizden (sav) aldığı bilgilere dayanarak şöyle anlatıyor:
“Cebrail, beraberinde kocaman bir koçla yeryüzüne inerken dilindeki zikir şuydu:

Allahü Ekber, Allahü Ekber, Allahü Ekber…
Büyük bir sınavı başarıyla veren Hz. İbrahim bu zikre şu sözlerle iştirak etti:

Lâ ilâhe illallahu vallahü ekber…

Bu eşsiz zikri, kendisini Rabbine feda etmek için büyük bir teslimiyet içinde, bir kurbanlık gibi boynunu uzatan ve uğruna cennetten koç indirilen Hz. İsmail tamamladı:
Allahü Ekber ve lillahil hamd…

İşte kıymetli dostlarım. Her bir Müslüman, Allah’ın rızasını kazanmak için kurbanını keserken bu hadiseyi düşünmeli ve okuduklarının, aslında daha önce meleklerin en faziletlisi Hz. Cebrail ile beraber teslimiyetin zirvesindeki baba-oğulun zikir ve tesbihleri olduğunu düşünerek okumalıdır.

O zaman kurban edeceği hayvanının da kendisine farklı bir teslimiyetle boynunu uzattığını görecektir!...

Çünkü bizim kurbanımıza, aslında bizim takvamız, bizim duygu ve düşüncelerimiz yansımaktadır dersek, mübalağa etmiş olmayız. Kanaatimizce, ayetteki ifade de bizim bu iç alemimizde olup bitenlere tercüman olmaktadır:


“And olsun ki, kestiğiniz kurbanların ne etleri ne de kanları Allah’ın katına ulaşacak değildir. Ama bilin ki, O’na ulaşacak olan sizin takvanızdır.” (Hacc, 37)

Her yıl, birtakım kimselerin kurban bayramı yaklaştığında gündeme getirdiği ve “kurban kesmemek” için türlü türlü yolların, “teklifler” ve “gerekçeler” halinde sıralandığı ülkemizde Müslüman bir fert, kendisine dininin yüklediği sorumluluk çerçevesinde bu ibadetini, “kulluk şuuru” içinde, bir başka ifadeyle “takva” üzere yerine getirmelidir.

Bilinmelidir ki, Peygamber Efendimizin (sav) kurban ile ilgili müjdeli tavsiyeleri, hali vakti yerinde olan müminin kurban kesmesini teşvik ederken, konuyla ilgili hadislerin satır aralarındaki şefkat ve merhamet dolu ifadeleri de kurban ibadetini yerine getirmeye imkânı olmayan müminleri ise bu sorumluluğun altında ezilmekten kurtarmaktadır. Yeter ki bu ibadet Allah için ve gönül hoşluğuyla yapılsın. Yeter ki imkânı olmayan kişi de “konu komşu ne der” diyerek kendini sıkıntıya sokmasın ve haline sabrederek kurban kesmeye imkânı bulacak günleri nasib etmesini Rabbinden istesin…

Değerli kardeşlerim.

Hz. Adem’den beri kurban ibadeti Allah’a yaklaşmanın, O’na yakınlık sağlamanın bir ifadesidir.

“And olsun ki, her ümmet için Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi bir ibadet biçimi olarak meşru kıldık” (Hacc, 34) ayetinden, yeryüzünde yaşamış insan topluluklarının hepsine Allah’ın böyle bir vazifeyi yüklediği anlaşılmaktadır. Ancak Allah Teâlâ, Maide suresinin 27. ayetinde, insanlardan kiminin bu vazifeyi gönül hoşluğu ve teslimiyetle, kiminin de kerhen ve istemeye istemeye yerine getirdiğini, bizlere Habil ve Kabil örneğini aktararak bildirmektedir.

O halde biz müminlere düşen, sevgili Peygamberimizin (sav) kurban bayramında, ciğerparesi Hz. Fatıma (r.a.) annemize yaptığı “Kızım Fatıma!... Kurbanın kesildiği zaman sen de gel başında bulun. Allah’a yemin ederim ki, onun kanının yere düşen ilk damlasıyla senin de geçmiş günahların bağışlanır.” tavsiyesini hatırlamak ve kendimize şu soruyu sormaktır:

“Ya eğer evladımı, o çok sevdiğim ciğerparemi Allah için feda etmem benden istenseydi ne yapardım ben?...”

İşte bu düşünce mümini, teslimiyetin ve şükrün olgunlaştırdığı bir samimiyetle, ciğerparesi cananının yerine, canının yongası olan malından ayırdığı bir bedelle satın aldığı kurbanını gönül hoşluğu içinde kesmeye teşvik eder.

Bu esnada, yukarıda anlattığımız Hz. İbrahim ve İsmail arasında geçen o manidar hadiseyi hatırlar ve tekbirlerini bu hatırayı yâd ederek getirir. “Allah’ım namazım da kurbanım da hepsi Senin rızan içindir” diye başladığı duasını şu sözlerle bitirir:
“Allah’ım! Halil’in Hz. İbrahim’den ve Habib’in Hz. Muhammed’den en güzel şekilde kabul ettiğin gibi, benim de kurbanımı benden salih bir amel olarak kabul buyur.”
Kurban bayramımızın Rabbimizle yakınlaşmamıza vesile olması dileğiyle sağlıcakla kalınız efendim.

 









Kuşadası İlçe Müftüsü Vehbi Akşit'in Cuma Vaazları her hafta Cuma namazından sonra internet sitemize yüklenecektir.

Diğer Vaazlar için 
tıklayınız


Bütün Müslümanların İzlemesi Gerek ! Sonuna Kadar İzleyin ...



www.haber7.com internet sitesinden alınmıştır. 
 


Namaz Dokumanları
Namaz Kitapları
Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Kur'ani Site
Hava Durumu
Anlık
Yarın
12° 3°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.50423.5183
Euro3.73493.7499
Saat
Kur'an-İlmihal