• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/vaazdokumanlari/
  • https://www.twitter.com/@vaazsitesi
Üyelik Girişi
Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi22
Bugün Toplam1969
Toplam Ziyaret2982733
İslam Ansiklopedisi
Hadislerle İslam
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları

Çanakkle Şehitlerini Anma-M.Arif Yüksel

İSLAM�DA ŞEHİTLİK/GAZİLİK VE

18 Mart ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ

            Şehadet, ölümsüzlüğü arzulayan insana Allah�ın sunduğu bir ölümsüzlük fırsatıdır. Hz Adem(a.s) da ölümsüzlük umudu ile yasaklanan meyveden yememiş miydi? Müslümanın temel görevlerinden bir de kötülüklerle mücadele etmektir.

            Enfal 36:  �Yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar ve din tamamen Allah�ın oluncaya kadar kafirlerle savaşın�

             Savaşın haklı sebepleri: Şahsa, millete ve dine karşı saldırıya karşılık meşru müdafaa, yakın ve uzak tehdidi bertaraf etme.

            Müslüman Allah için ölmekten ve öldürülmekten korkmaz. Bilir ki; savaşta ölürse şehit, sağ çıkarsa gazidir.

            Şehitlik, Peygamberlikten sonra en yüksek manevi makamdır. Şehit iki türlüdür: Hakiki ve hükmi şehit.

            Hakiki şehit: Müslüman olan biri meşru bir savaşta ölürse..

            Hükmi şehit: Savaştan sonra bir süre yaşayanlar, iş kazasında, yangında, deprem,sel vb felaketlerde, doğumda ölenler.

Mensuplarına dünya ve ahiret mutluluğu vadeden dinimiz, din, vatan ve millet  gibi kutsal sayılan değerlere büyük önem vermiştir. Bu değerlerin korunmasına çalışırken şehit ve gazi olanlar, Yüce Allah ve Sevgili Peygamberimiz tarafından övülmüştür. Bu hususta Al-i İmran Suresi'nin 169. ve 170. ayetlerinde:

"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme! Bilakis onlar hayatta olup, Rablerinin katında yaşarlar, rızıklanırlar. Allah'ın lutf-u kereminden ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler. Arkalarından henüz kendilerine katılmayan müstakbel şehit dindaşlarına da kendilerine hiçbir korku olmayacağına ve üzüntü hissetmeyeceklerine dairde müjde vermek isterler." buyrulmuştur.

            Sevgili Peygamberimiz de şehitlik mertebesinin yüceliğine işaret eden bir Hadis-i Şeriflerinde:

"Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra diriltilip yine öldürülmeyi, sonra diriltilip yine öldürülmeyi ne kadar çok isterdim."

            "Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki bütün şeyler kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmek istemez. Sadece şehit, gördüğü itibar ve ikrâm sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve defalarca şehit olmayı ister."

            Ecdadımız 1914 yılında Çanakkale�de yedi düvele karşı muazzam bir savunma savaşı vermiştir. Bu savaşta 250 yiğit şehit olmuştur. M.Kemal Atatürk o gün cephede yaşananları şöyle anlatıyor: �Erlerimiz siperlere yerleşmiş bir elinde silah diğer elinde Kur�an, düşmanı bekliyor. Ön cephedekiler kahramanca çarpışarak şehit oluyor, arka siperlerde bekleyen askerler hiç tereddüt etmeden ön cepheye, gözü önünde şehit olan arkadaşının yerini alıyor ve az sonra kendisinin de şehit olacağını çok iyi biliyor. Ama en ufak bir korku ve yeis yok. Biraz sonra o da şehit oluyor.�

            Mehmet Akif Ersoy da Çanakkale Şehitlerine ithafen yazdığı şirinde şöyle diyor:

Şu Boğaz Harbi nedir ? Var mı ki dünyada eşi ?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,

Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer,

Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk.

Sâde bir hadise var ortada: Vahşetler denk.

Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ...

Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ...

Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer;

O ne müthiş tipidir: savrulur enkaz-ı beşer...

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak;

Boşanır sırtlara, vadîlere sağanak sağanak.

Bu göğüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi;

"O benim sun-u bedîim, onu çiğnetme!" dedi.

ÂSIM'ın nesli.. diyordum ya... Nesilmiş gerçek;

İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek,

Şühedâ gövdesi, baksan a, dağlar, taşlar

O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar

Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;

BİR HİLÂL uğruna, yâ Rab, ne GÜNEŞLER batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor TEVHÎDİ...

BEDR'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

"Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın.

  Ey şehid oğlu, isteme benden makber,

Sana âğûşunu açmış duruyor PEYGAMBER.

           

Anzaklı Ömer

            1957 yılında ABD ye ihtisas yapmak üzere giden Ömer Muşluoğlu anlatıyor:

            New York�ta Medical Center Hospital da görev almış. 75 yaşlarında bir kanser hastasına serum takacağı zaman hastanın pazısında ay yıldız dövmesi görmüş. �Türk müsün? diye sormuş. �Hayır, Avustralya Anzaklarındanım� demiş. Bu dövmeyi neden pazına kazıttın diye sormuş. Önce anlatmak istememiş. Türk doktor, �Bakın ben Türk�üm, bunu bilmek benim açımdan önemli, anlatırsanız, memnun olurum� demiş. Bunun üzerine adam anlatmaya başlamış:

            Yıl 1915 idi. İngilizler bizi,  �Barbar Türkler, Müslüman olmayanları kesiyor, diğer insanları kurtarmak için savaşmalıyız, bu savaş insanlık için çok önemli� diyerek  bizi askere aldılar. Önce gemilerle Mısıra gittik, orada iki ay askeri eğitim gördükten sonra Çanakkale�ye götürüldük. Orada karşımızda kahramanca savaşan bir ordu gördük. Ben, başımdan aldığım bir dipçik darbesi ile yıkıldım ve esir düştüm. Başım kanıyordu, Türk askerler benim başımı sardı, bana kendi kumanyalarından yemek verdiler. Türkler bana çok iyi davrandı, isteselerdi beni öldürebilirlerdi. O zaman Türklerin, İngilizlerin anlattığı gibi barbar değil, çok insancıl bir millet olduğunu anladım. Ülkeme döndükten sonra da Türk milletine ve İslam�a karşı içimde hep sevgi besledim. Bu sevgiden dolayı ay yıldız dövmesini koluma kazıttım. Müslüman olmayı da düşündüm ama İslam�ı öğretecek birini bulamadım.� diyerek  hikayesini anlatmış. Tanışmışlar. Hastanın adı, Josef Miller, Doktora senin adın ne demiş. O da �Ömer� deyince Ömer�in anlamını sormuş. Sohbeti koyulaştırmışlar. Adam Müslüman olmak istediğini söylemiş. Bizim doktor, kelime-i şehadet getirterek ve bildiklerini anlatarak Müslüman olmasını sağlamış. Hasta, �O halde bundan böyle benim adım da Anzaklı Ömer olsun� demiş. Anzaklı Ömer bir gün iyice ağırlaşmış. Türk doktoru çağırtmış ve bizim Türk doktorun kolları arasında kelime-i şahadet getirerek ruhunu teslim etmiş.

Öğretmenlerimizin ve ilim adamlarımızın , İslam toplumunun ve medeniyetinin mimarları ve mühendisleri olduğu gerçeğinden hareketle şehitlerimiz ve gazilerimiz de İslam medeniyetini inşa ederken canlarını ortaya koymuş kahraman medeniyet işçileri olduğunu söyleyebiliriz.

            Koca Seyit ve yeni subay Mehmet Muzaffer hikayeleri.. (zaman kalırsa)

 Geçmişimizi çok iyi bilmeliyiz. Geçmişi olmayan bir milletin geleceği de olmaz.  Bizler, şehitlerimizin ve gazilerimizin uğruna mücadele ettiği davaya sahip çıkarak, bu ülkenin bağımsızlığını koruyarak, bu vatanın imarı ve ıslahı için çalışarak şehitlerimize layık torunlar olabiliriz. Şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmetle anıyoruz. Ruhları şad olsun, Allah şefaatlerine bizleri nail eylesin. Amin.        

(Mukadder Arif YÜKSEL,Divriği Merkez Kültür Camii   

            16 Mart 2007-Cuma)

www.mukadderhoca.tr.gg


Yorumlar - Yorum Yaz
Kurban Dokumanları
Namaz Kitapları
Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Kur'ani Site
Hava Durumu
Anlık
Yarın
24° 25° 16°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.48383.4977
Euro4.17344.1901
Saat