• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/vaazdokumanlari/
  • https://www.twitter.com/@vaazsitesi
Üyelik Girişi
Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam199
Toplam Ziyaret2887621
İslam Ansiklopedisi
Hadislerle İslam
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları

Sünnet Merasimi Konuşması-Mehmet Kantarcı

SÜNNET (Hitan) MERASİMİ

 

Muhterem davetliler.

Sünnet olan çocuklarımızın anne-babalarının bu mutlu günlerini, kendileriyle paylaşmak  için burada toplanmış bulunuyoruz.  Mevlâ böyle mutlu günlerde ve diğer mürüvvetlerinde buluşmayı nasip eylesin.

Sünnet, takip edilen yol, davranış manalarına gelir.

Fıkıh’ta; Peygamber Efendimizin farz ve vacip olmayarak, yapmış olduğu işleri, hal ve hareketlerini ifade eder. Sünneti yerine getirenler, sevaba nail olurlar. Peygamber efendimiz (sav); “dört şey peygamberlerin sünnet-lerindendir. Sünnet olmak, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek ve evlenmektir” buyurmuşlardır. Sünnet olmak, milletinden olmakla öğündüğümüz Hz. İbrahim’den bize bir yadigardır. Tevrat ve İncil’e göre sünnet, Hz. İbrahim (as) ile başlamıştır. Hz. İbrahim’in imtihan edildiği ilâhi emirlerin başında sünnet de vardı. İlk defa sünnet olan Hz. İbrahim (AS) 80 yaşında, bazı rivayetler de ise 99 yaşında iken, kendi kendini sünnet etmiştir. Oğulları İsmail 13 yaşında, İshak 8 günlük iken sünnet edilmiş-lerdir. Hz. Musa (as)’ın  şeriatında 8. günü sünnet olun-ması vardır. Yahudilerde hâlâ sünnet geleneği devam etmektedir.  İslâm öncesi araplar sünneti Hz. İbrahim’in geleneği olarak bildiklerinden devam ettirmekteydiler. İslâmdan sonra da buna devam edilmiş, Hz.Peygamberi-miz; “Sünnet fıtrattandır, hitan erkeklere sünnettir” buyurmuştur.

Bu olaya, dini literatürümüzde “Hitan” denilmek-tedir.  Bizim dilimizde sünnet denilmekle, Hz. Peygamber efendimize olan bağlılık vurgulanmıştır. Museviler ve Hristiyanlarda da belli zamana kadar sünnet geleneği  devam etmiş, daha sonra Hristiyanlar sünneti terk etmişler,  onu  vaftizle değiştirmişlerdir. İslâm dünyasında çok çeşitli törenlerle yapılan sünnet, memleketimizde de çoğu zaman mevlitler okunarak, yemekler ikram edilerek yapılmaktadır. Çocuklar  prensler gibi giydirilerek, arabalarla, at sırtında veya çeşitli şekillerde gezdirilerek, onların delikanlılığa adım attıkları vurgulanır.  Son yıllarda Vakıf, Dernek ve Belediyeler tarafından yapılan toplu sünnetler, güzel bir hizmet olarak telakki edilmektedir.

Sünnet; Hz. Muhammed (sav) ümmetinin  önemli bir şiarıdır. Çocuk buluğ çağına gelmeden sünnet ettirilmelidir. Hz. Peygamberimizin torunları Hasan ile Hüseyini sünnet ettiğini hadis kaynaklarından öğreniyo-ruz. Sünnet olmak, İmam-ı Şafi’ye göre vaciptir.  Sünnet olmanın asgari yaş yoktur. Sadece; Yahudiler, doğumu-nun yedinci gününde erkek çocukları sünnet ederler.  Bizde böyle bir mecburiyet yoktur.

Öte yandan sünnet olmak, daha çok tıbbi bir ihtiyaçtır.  İnsan sağlığı ile yakından ilgilidir. O, hijyenik bir tedbir ve sağlıklı olmanın temel gereğidir. İngiliz kraliyet ailesi dahi 200 yıldan beri erkeklerini sünnet ettirmektedir. Sünnet mademki dini bir olaydır. Bu cemiyetlerde dininin emirleri çiğnenmemelidir.  Yani sünnetin yanında, cinnetin işi olmamalıdır.  Yavruya, sünnet deyince, Hz.Peygamberi hatırlayacağı güzel umdeler sunulmalıdır.

1996 yılında Tataristan’ın Nurlat şehrindeki toplu sünnete davet edilen din adamlarımızdan biri şu olayı naklediyor; İhtiyar bir hanım, kucağına aldığı torununu sünnet ettirmek için 350 km.lik bir yoldan gelmişti. Niçin bu kadar uzun yoldan geldiniz, buna ne gerek var dedik. O hanım şöyle cevap verir. Ben genç yaşta dul kaldım iki

kız evlat büyüttüm, fakat onlar Rus gençleriyle evlendiler. Müslümanlıklarından hiç eser kalmadı. Bu torunumu kapıp geldim. Onu sünnet ettireyim de, o da müslümanlığını unutacak olsa, sünnetli oluşu ona müslümanlığını hatırlatsın. Demiştir. Sünnet İslami bir gelenektir. O bizlere Hz. İbrahim (as)’den ve sevgili Peygamberimizden bir yadigardır.

Peygamber Efendimize bir gün “Müslüman kimdir? diye sordular. O’da; “Müslüman, seven ve sevilen insandır” cevabını verdiler. Hem sevmeli, hem de sevilmeliyiz.      Şairin mısralarında belirttiği sevgiyi her zaman kucaklamak gerekir.

Küçük bir tebessüm, içten bir selâm,

Dosta hatır soran, bir iki kelâm,

Kısaca diyor ki, insana İslâm;

İhlâsla yaptığın, her şey ibadet...

Gönül buzlarını, sevgiyle delmek,

Melekle insanın, farkını bilmek,

Kulda kusur varsa, afedip silmek,

Kırılmış bir kalbe, girmek ibadet...

Ölümün açtığı, derin yarayı,

Kapatmaz.. Versen de, köşkü sarayı.

Bir evlât kaybeden, bahtı karayı,

Dilin merhemiyle, sarmak ibadet...

Rahman, kullarını ayırdetmeden;

Her birine vermiş, ayrı bir beden.

Ne din, ne ırk, fark gözetmeden;      

İnsandır diyerek, sevmek ibadet.

Sevgi, kâinatı en mükemmel varlığı insanda ufuklaşır. Menfi tesirlerden, sıkıntı, üzüntü ve korku gibi duygulardan hırpalanan insan vucudu, ancak sevgi ile biyolojik düzeni sağlayabilir. Bütün güzelliklerin ve iyiliklerin anahtarı, insanı sevmekten geçer. İşte Hz. Peygamber, bütün bu sevgileri bize takdim ediyor.

Her sohbette o, her iklimde o, her meclisde o var. Onu andığımızda  kucak dolusu, gönül dolusu selâmları yolluyoruz. Ümmeti onu o kadar çok seviyor ki, o nu hatırladığında, elini kalbinin üzerine koyarak, “Seni en kalbî sevgi ve selâmlar ile anıyorum” der.

Sultan I. Ahmet, Peygamber sevgisiyle dopdolu olan bir Osmanlı padişahı idi. Hacca gidip, mübarek beldeye kavuşmak ve sevgili Peygamberimizi ziyaret edebilmek en büyük arzusuydu. Fakat, o günün şartlarında yapılacak, aylar süren uzun hac yolculuğu, devletin hizmetlerini aksatır ve devletin başında bulunması gereken padişahın uzun müddet görevinden ayrılmasının bazı sakıncalar doğuracağı düşüncesiyle, bu arzusunu diğer Osmanlı padişahları gibi gerçekleştire-memişti. Nihayet bir gün Hz. Peygamberin ayak izini çizdirip, başında taşıdığı tâcın altına yerleştirdi. Ömrü boyunca onu hep taşıdı. Halen türbesinin baş ucunda yazılı duran dörtlükte şöyle diyordu;

Nola tâcım gibi başımda götürsem daim,

Kadem-i nakşını ol hazreti Şâhı Resulün,

Gül-i gülzarı nübüvvet o kadem sahibinindi.

Ahmed’â durma yüzün sür kademine o gülizarın.

(Hazreti Peygamberin ayağının izini daima başımın üstünde taç gibi taşısam ne olur. Peygamber, gül bahçesinde güllerin üzerinde gezinen o yüce kişidir. Ey Ahmed! Gecikmeden gül bahçesindeki ayak izlerine yüzünü sür.) diyerek, Hz. Peygambere olan sevgi ve hasretini adeta bayraklaştırmıştır. Ecdadımızda böylesi örneklere pek çok rastlamaktayız.

Sözlerimizi şairin şu dizeleriyle bitirelim;

Gönül gözü görmeyen can gözünü neylesin..

Dünyada dönmeyen dil mahşerde ne söylesin,

Allah, bütün beşeri ümmetinden eylesin,

Sancağının altında yâ Hz. Muhammed.

           

            Bu vesile ile sünnet merasimini icra ettiğimiz küçük yavrumuzun ömür boyu, Allah resulünün sünnetine bağlı kalmasını ve sünnet üzere yaşamasını Cenab-ı Hak’dan niyaz ediyor, anne - babasına daha nice mürüvvetlerini görmelerini diliyorum.

 

                                                            Mehmet KANTARCI


Yorumlar - Yorum Yaz
Ramazan Dokumanları
Namaz Kitapları
Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Kur'ani Site
Hava Durumu
Anlık
Yarın
24° 30° 22°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.52793.5421
Euro4.05844.0746
Saat
Kur'an-İlmihal