• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/vaazdokumanlari/
  • https://www.twitter.com/@vaazsitesi
Üyelik Girişi
Vaaz Kategorileri
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi11
Bugün Toplam322
Toplam Ziyaret3090906
İslam Ansiklopedisi
Hadislerle İslam
Site Haritası
Takvim
Vaaz Dokumanları

Hicri Yılbaşı (Muharrem Ayı) ve Yevm-i Aşura

HİCRİ YILBAŞI (MUHARREM AYI) VE YAVM-İ AŞURA

أفْضَلُ الصِّيَامِ بَعْدَ رَمَضَانَ شَهْرُ اللّهِ الْمُحَرَّمُ، وَأفْضَلُ الصلاة بَعْدَ الْمُكْتُوبَةِ صلاة اللَّيْلِ

“Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar /  Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”

7 Aralık 2010-1 Muharrem tarihi itibariyle İslam Alemi hicri 1432 yılına girdi.

Her dinin, milletin kutsal veya diğer zaman dilimlerinden farklı kabul ettiği kendine özgü belirli gün ya da ayları  vardır. Yüce Dinimiz İslâm’da da bu tür gün, gece ve aylar vardır. Şüphesiz insan için en değerli mefhumlardan birisi de zamandır. Çünkü her şey zaman içinde var olmakta, gelişmekte ve yine zaman içinde yok olmaktadır. İnsan hayatında önemli bir yere sahip olan ilim, amel, servet ve diğer bir çok değer, zaman içinde elde edilebilmektedir. Zamanı, gerektiği şekilde değerlendirebilenler hem dünyada hem de âhirette huzuru yakalayacaklardır. Zira Kur’an-ı Kerim’de zamanın öneminin bir sûre ile vurgulanması gerçekten anlamlıdır:

  إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ وَالْعَصْر ِ   Andolsun  asra ki insan gerçekten ziyan içindedir...” (Asr, 103/1)

نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ: الصِّحَةُ وَالْفَرَاغُ

 “İki nimet vardır ki insanların çoğu bunların değerinden habersizdirler. Bunlar sağlık ve boş zamandır.” ( Buhâri, Rikâk, 1; VII, 170) buyurmak suretiyle zamanın ve sağlığın önemine dikkat çekmiştir.

Muharrem ayı Müslümanların takvim başlangıcı, hicri yılbaşıdır. Rasul-i Ekrem (sav) Efendimiz Mekke’de on üç yıl insanları Allah’a davet etti. Bu daveti kabul etmeyen müşrikler Hz. Peygamber ve Müslümanlara baskı yapmaya başladılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber Müslümanların Medine’ye hicret etmelerini emretti. Kendisi de miladi 622 yılında Allah’ın izin ve emriyle hicrete karar verdi. Hz. Ebubekr ile birlikte Hicret etti.

Hicri takvim: Muharrem ayı, 12 ay ve 355 gün olan kameri yılın ilk ayıdır. Adından da anlaşılacağı üzere, kameri yılda -güneşin değil- ayın hareketleri esas alınmaktadır. Hicrî tarih, Hz. Muhammed (s.a.s.)' in Mekke'den Medine'ye göç edişi ile başlar. İslamiyet'ten önce, her önemli olay tarih başlangıcı olarak kabul edilirmiş. En son fil vakası da takvim başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Bu uygulamada seneler, her önemli olaya göre sayılarak geldiğinden birçok karışıklıklara sebep oluyordu.

Hz. Ömer’in halifeliği döneminde hicretin 16. yılında Miladi 638 yılında Hz. Ömer (r.a.) Medine'de bir meclis topladı.  O toplantıda Hz. Ali'nin (r.a.) teklifi ve mecliste bulunanların kabulü ile Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Mekke'den Medine'ye hicreti, İslâm tarihinin (hicri takvimin) başlangıcı ve muharrem ayının da bu yılın ilk ayı olması kararlaştırılmıştır.

اِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللّٰهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فى كِتَابِ اللّٰهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ مِنْهَا اَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذٰلِكَ الدّينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا فيهِنَّ اَنْفُسَكُمْ

 “Şüphesiz, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.” (Tevbe, 9/36)

“Haram aylar” Cahiliye devri uygulamasına göre, hürmet edilmesi gereken, savaş yapılması ve kan dökülmesi yasak olan Kameri aylar demektir. “Haram aylar” nitelemesinin, bu aylarda yapılacak ibadetlere daha çok sevap, günahlara ise daha çok ceza verilecek olmasına dayandığı da ifade edilmiştir. Bu aylardan Muharrem birinci, Recep yedinci,   Zilkade on birinci ve  Zilhicce de on ikinci aydır.

Bu dört ayın hürmeti öteden beri süre gelen dini bir uygulamadır. Hz.İbrahim  ve İsmail  (a.s.) zamanından beri Araplar bu esasa riayet ede gelmişlerdi. Cahiliye devrinde bile buna riayet edilmiş, haram aylarda savaş yapılmamıştır, yılın bu dönemi bir barış zamanı olmuştur.

 

MUHARREM AYININ ÖNEMİ

Haram aylar” içinde Muharrem ayının ayrı bir yeri ve önemi vardır. Bu ayrıcalığı “Muharrem” adından da fark etmek mümkündür. Zira “muharrem” kelimesi, “haram kılınmış”, “hürmete layık” anlamlarına gelmektedir.

Tarihi süreç içerisinde Hz. Nuh peygamberle başlayıp İbrahim ve İsmail ile devam etmiş ehli kitap dediğimiz Yahudi ve Hıristiyanlar için ve ayrıca cahiliye toplumu için önemli bir yere sahip olmuş ve mukaddes kabul edilmiştir.

 

İslam’ın zuhurundan sonra da Muharrem ayı, dini, sosyal ve tarihi önemi haiz olaylara sahne olmuştur.  Hicret ve hicri takvim, aşura ve kerbela. Bu durum Muharrem ayını, İslam kültürü açısından daha da ön plana çıkarmaktadır.

 

AŞURA GÜNÜ, ÖNEMİ, ORUCU

Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh (a.s)dan  itibaren mukaddes olarak bilinmektedir.  İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim (a.s)dan  beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.

 

 

قَدِمَ رَسُولُ اللّهِ صَلَّي اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْمَدِينَة فَرَأى الْيَهُودَ تَصُومُ يَوْمَ عَاشُورَاءَ فَقَالَ: مَا هَذَا؟ قَالُوا يَوْمٌ صَالِحٌ نَجَّى اللّهُ تَعَالَى فِيهِ بَنِى إِسْرَائِيلَ مِنْ عَدُوِّهِمْ فَصَامَهُ مُوسَى. فَقَالَ صَلَّي اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَنَا أَحَقُّ بِمُوسَى مِنْكُمْ فَصَامَهُ وَأمَرِ بِصِيَامِهِ

 

İbni Abbas’ın şöyle değdiği rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber Medine’ye geldiğinde Yahudilerin Aşûre günü oruç tuttuklarını gördü. “Bu nedir (niçin oruç tutuyorsunuz)?” diye sordu. “Bu hayırlı bir gündür. Bu, Allah’ın İsrail oğullarını düşmanlarından kurtardığı, bu sebeple de Musa’nın oruç tuttuğu gündür” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) “Ben Musa’ya sizden daha layığım” buyurdu ve hem kendisi bu günde oruç tuttu, hem de başkalarına oruç tutmalarını emretti.” (Buhari,Savm, 69; II, 251)

 

Hz. Peygamber Aşûre günü oruç tutmayı teşvik etmiş ve Bu oruç, büyük günahlardan kaçınmak şartıyla bir yıl boyunca işlenen küçük günahlara keffâret olur.

صيام يوم عاشوراء انى احتسب على الله ان يكفر السنة التى قبلها

 “Aşûre günün orucunun, bir önceki yılın günahlarına keffaret olmasını Allah’tan umarım” (Tirmizi,Savm,48; III, 126)

Orucun sevap ve mükafatının takdiri kadiri mutlak olan Allaha ait olduğunu biz hadislerden öğreniyoruz.

الا الصوم فانه لي و انا اجزي به يدع شهوةه و طعامه من اجلى

Oruç hariç, çünkü oruç benim içindir, onun mükâfatını da ben vereceğim, oruç tutan kimse şehvetini ve yemesin-içmesini benim için terk etmektedir” (Müslim, Sıyâm, 165, I, 807)

Aşûre günü oruç tutulması uygulaması, Ramazan orucunun farz kılınmasına kadar devam etmiştir.

يَا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

 “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç sizden öncekilere olduğu gibi oruç size de farz kılındı.” (Bakara, 2/183) âyeti inince Aşûre orucu isteğe bağlı hale geldi.  Hz. Aişe’den :

كان رسول الله صلى الله عليه وسلم امر بصيام بوم عاشوراء فلما فرض رمضان كان من شاء صام و من شاء افطر

Resülullah (s.a.v.) Aşûre günü oruç tutulmasını emretti. Ramazan orucu farz kılınınca, dileyen Aşûre günü oruç tuttu, dileyen tutmadı.” (Buhari, Savm, 69; II, 250)  Hz. Aişe’den gelen  diğer rivayet de şöyledir:

 

كانوا يصومون يوم عاشوراء قبل ان يفترض رمضان وكان يوم فيه تستر الكعبة فلما فرض الله عز وجل رمضان قال رسول الله صلى الله عليه وسلم من شاء ان يصومه فليصمه ومن شاء ان يتركه فليتركه

Ramazan orucu farz kılınmadan önce (Kureyşliler) Aşûre günü oruç tutarlardı. Aşûre günü, Kabe’nin örtüsünün değiştirildiği gündü. Allah Teâla Ramazan orucunu farz kılınca Resülullah (s.a.v.) ‘Dileyen Aşûre günü oruç tutsun, tutmak istemeyen de tutmasın’ dedi.” (Ahmed, VI, 244) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu. 

           Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Hz. Peygamber (s.a.v.) Muharrem ayının 9,10 ve 11. günlerinde oruç tutmayı ashabına tavsiye etmiştir.

 

حين  صام رسول الله يوم عاشوراء و امر بصيامه قالوا يا رسول الله انه يوم تعظمه اليهود والنصارى فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم فاذا كان العام المقبل ان شاء الله صمنا الى يم التاسع قال فلم يات العام المقبل حتى توفى رسول الله  صلى الله عليه وسلم

Resülullah (s.a.v.) Aşûre günü oruç tutunca kendisine; “Ey Allah’ın Resulü, bu gün, Yahudilerin ve Hıristiyanların hürmet gösterdikleri bir gündür” dediler. Bunun üzerine Resülullah “Gelecek yıl inşallah muharremin dokuzuncu gününde de oruç tutacağız” dedi. Ertesi yıla ulaşmadan Resulullah vefat etti.” (Müslim, Sıyâm,133; I, 797-798)

افضل الصيام بعد رمضان شهر الله المحرم و افضل الصلاة بعد الفريضة صلاة الليل

Ramazan ayından sonra tutulan oruçların en hayırlısı, Allah’a izafetle (Allah’ın ayı denilerek) şereflendirilen Muharrem ayında  tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra en faziletli namaz ise geceleyin kılınan namazdır.” (Müslim, Sıyâm, 202; I, 821)

Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.

Bîr hadiste şöyle buyurular: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."( et-Tergîb ve'l-Terhİb, 2:116.) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir.

MEYDANA GELEN OLAYLAR

Muharrem " olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır. Her ay,her gün alalh’ın yılıdır ancak Allah müminleri ibadet ve duaya teşvik etmek için bazı günlere ayrıca dikkatimizi çekmiştir. Muharrem ayında özellikle de bu ayın 10. günü olan aşura gününde İslam tarihinde dönüm noktası sayılabilecek çok önemli olaylar olmuştur.

1-         Allah, Hz Musa (as) a, Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür

وَاِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَاَنْجَيْنَاكُمْ وَاَغْرَقْنَا اٰلَ فِرْعَوْنَ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ

“Bir zamanlar biz sizin için denizi yardık, sizi kurtardık, Firavun'un taraftarlarını da, siz bakıp dururken denizde boğduk.” (Bakara 50)

 

2- Hz Nuh (as), gemisini Cûdi Dağının üzerine Aşure Gününde demirlemiştir

قيلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلى اُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَ وَاُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَليمٌ

“Ey Nûh! Bizim katımızdan selametle in. Sana ve seninle olanlara hayr ve bereketler olsun denildi. Ama birçok ümmetlerde var ki, onları geçindireceğiz. Sonra can yakıcı azaba sokacağız”.( Hud 48) Hz. Nuh'un aile fertlerinden başka yanında çok az mümin vardı. Allah Teâlâ bunlara öyle bir selamet ve bereket ihsan buyurdu ki, bunlar çoğaldıkça çoğalacaklar ve kendilerinden bir çok ümmetler gelecekti.

Hz. Nuh'un soyundan gelecek olan ümmetler de iki kısım olacak. Bunlardan birinci kısım yine o selamet ve berekâta nail olup kıyamete kadar üremeye devam edecek, diğer bir kısmı da bir müddet dünya nimetlerinden istifade ettikten sonra yine acı bir azaba  çarptırılacak ve ahiret selametine eremeyecek.

Hz. Nuh Recep ayının onunda gemiye binmiş ve Muharrem ayının onunda inmiş, o gün şükür orucu tutmuş ve bu orucu tutmak sünnet olmuştur.

Hz. Âdem ve Hz. İdris'ten sonra insanlarda hakikat­ten sapmalar baş gösterince Cenab-ı Hak bunlar üzeri­ne Hz. Nuh'u peygamber olarak göndermişti. Hz. Nuh insanlara tevhid inancını anlatıyor, onları hak yola da­vet ediyor ve putlara tapmaktan men ediyordu.

Ancak onlar Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle "Zalimdiler, azgındılar, fasıktılar, kötüydüler, kalp gözlen kapalıydı, vicdansızdılar, doğru yoldan çıkmışlardı, günahlara dalmışlardı..."

Hz. Nuh'u ve çağrısına uyarak i-man edip Allah'ın sevgili kulları arasına yükselen kim­sesiz, yoksul kişileri hor gördüler, onlarla aynı çatı al­tında bir arada bulunamayacaklarını söylediler, büyüklendiler... Onlar, üstünlüğün parada, malda, mülkte de­ğil yüksek insanlık ideallerine sahip çıkmada, tevhidde, güzel ahlâk sahibi olmada ve topluma yararlı işler yap­mada olduğunu kabul etmiyorlardı.

Halbuki onların ayak takımı diyerek küçük gördüğü kişiler, Hak Teâlâ katında onlardan kat kat faziletli kim­selerdi. Hz. Nuh’a deli demeye kadar azıttılar ve onun davranışlarını kontrol altında tutmaya, göz hapsine almaya karar ver­diler. Hz. Nuh, davasından yine de vazgeçmeyince bu sefer ölümle tehdit ettiler... Ama hak yolu gö­ren göz, gerçeği duyan kulak, Hakk'ı zikreden kalp, doğ­ruyu savunan yürek azdı...

Nihayet Hz. Nuh, Allah'a yal­varıp yakardı: قَالَ رَبِّ اِنَّ قَوْمى كَذَّبُونِ  "Rabbim! Milletim beni yalanladı, ) فَافْتَحْ بَيْنى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنى وَمَنْ مَعِىَ مِنَ الْمُؤْمِنينَ  benim­le onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberim-deki insanları kurtar." (Şuarâ, 26/117-118) dedi.

Yüce Allah, peygamberinin duasını kabul buyurdu ve ona evvela bir gemi yapmasını vahyetti. وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْنى فِى الَّذينَ ظَلَمُوا اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ (HÛD 37)  Böylece inananlar, Hz. Nuh'un denetiminde gemi yapımına baş­ladılar. Gemi yapımı ilerledikçe sapık ve azgınlar Hz. Nuh ve ona bağlı mü'minlerle alay ediyorlardı... Hz. Nuh ise, bir gün alay etme sırasının kendilerine gelece­ğini, o zaman azgınların yok olacağını hatırlatıyordu...

Cenab-ı Hakk'ın emri üzere her cinsten birer çift ile mü'minler, kendileri gibi inançlı aile fertleriyle gemiye bindiler. Adeta gök kapıları açıldı, sular boşalmaya baş­ladı. Yeryüzünden de kaynaklar fışkırdı. Her iki su kay­nağı karışıp birleşti.

Hz. Nuh'un inanmayan oğlu da dahil sapıklar, münkirler  boğuldular; alay ettikleri azap, onları enselerinden tutup ölüm der­yasına atıverdi.

Hz. Nuh, gemi sakinlerinin bereketli, sakin bir yere indirilmesi için dua etmişti, duası kabul edildi.

وَقيلَ يَا اَرْضُ ابْلَعى مَاءَكِ وَيَا سَمَاءُ اَقْلِعى وَغيضَ الْمَاءُ وَقُضِىَ الْاَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِىِّ وَقيلَ بُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمينَ

"Ey arz, suyunu yut! Ve ey gök, yağmuru tut!" (Hûd, 11/44) Bu emir üzerine göğün gürlemesi, yerin fışkırma­sı kesildi, gemi Cudi dağı üzerine oturdu.

3- Hz Yunus (as), balığın karnından Aşura Günü kurtulmuştur

فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُليمٌ ﴿١٤٢﴾ فَلَوْلَا اَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّحينَ ﴿١٤٣﴾ لَلَبِثَ فى بَطْنِه اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ﴿١٤٤﴾ فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ سَقيمٌ ﴿١٤٥﴾

“Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu. Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı. Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.” (Sâffât 142-145)

فَنَادٰى فِى الظُّلُمَاتِ اَنْ لَا اِلٰهَ اِلَّا اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمينَ

“Nihayet karanlıklar içinde: «Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!» diye niyaz etti.” (ENBİYÂ 87)

 

4- Hz Âdem (as) ın tevbesi Aşura Günü kabul edilmiştir

قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرينَ

“(Âdem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” (A'RAF 23)

 

 

5- Hz Yusuf, kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Aşure Günü çıkarılmıştır

قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ لَا تَقْتُلُوا يُوسُفَ وَاَلْقُوهُ فى غَيَابَتِ الْجُبِّ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِلينَ

“Onlardan biri: Yusuf'u öldürmeyin, eğer mutlaka yapacaksanız onu kuyunun dibine atın da geçen kervanlardan biri onu alsın  dedi.” (YÛSUF 10)

 

وَجَاءَتْ سَيَّارَةٌ فَاَرْسَلُوا وَارِدَهُمْ فَاَدْلٰى دَلْوَهُ قَالَ يَا بُشْرٰى هٰـذَا غُلَامٌ وَاَسَرُّوهُ بِضَاعَةً وَاللّٰهُ عَليمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ

“Bir kervan geldi ve sucularını (kuyuya) gönderdiler, o da (gidip) kovasını saldı, (Yusuf'u görünce) «Müjde! İşte bir oğlan!» dedi. Onu bir ticaret malı olarak sakladılar. Allah onların yaptıklarını çok iyi bilir.” (YÛSUF 19)

 

6- Hz İsa (as), o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir

اِذْ قَالَتِ الْمَلٰئِكَةُ يَا مَرْيَمُ اِنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُ اِسْمُهُ الْمَسيحُ عيسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَجيهًا فِى الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّبينَ

“Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir Kelime'yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa'dır. Mesîh'tir; dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah'ın kendisine yakın kıldıklarındandır”. (ÂLİ IMRÂN 45)

اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا عيسٰى اِنّى مُتَوَفّيكَ وَرَافِعُكَ اِلَیَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذينَ كَفَرُوا

“Allah buyurmuştu ki: Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden arındıracağım” (ÂLİ IMRÂN 55)

 

7- Hz Davud (as) ın tevbesi o gün kabul edilmiştir

قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ اِلٰى نِعَاجِه وَاِنَّ كَثيرًا مِنَ الْخُلَطَاءِ لَيَبْغى بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ اِلَّا الَّذينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَليلٌ مَا هُمْ وَظَنَّ دَاوُدُ اَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَاَنَابَ

“Davud: Andolsun ki, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu, birbirlerinin haklarına tecâvüz ederler. Yalnız iman edip de iyi işler yapanlar müstesna. Bunlar da ne kadar az! dedi. Davud, kendisini denediğimizi sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah'a yöneldi.” (SÂD 24)

فَغَفَرْنَا لَهُ ذٰلِكَ وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفٰى وَحُسْنَ مَاٰبٍ

“Sonra bu tutumundan dolayı onu bağışladık. Kuşkusuz yanımızda onun yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır.” (SÂD 25)

 

8- Hz İbrahim (as) ın oğlu Hz İsmail o gün doğmuştur

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذى وَهَبَ لى عَلَى الْكِبَرِ اِسْمٰعيلَ وَاِسْحٰقَ اِنَّ رَبّى لَسَميعُ الدُّعَاءِ

«İhtiyar halimde bana İsmail'i ve İshak'ı lütfeden Allah'a hamdolsun! Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.» (İBRÂHİM 39)

 

9- Hz Yakub (as) ın, oğlu Hz. Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır

فَلَمَّا اَنْ جَاءَ الْبَشيرُ اَلْقٰیهُ عَلٰى وَجْهِه فَارْتَدَّ بَصيرًا

“Müjdeci gelince, gömleği onun yüzüne koyar koymaz (Ya'kub) görür oldu..” (YÛSUF 96)

 

10- Hz Eyyûb (as), hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.

وَاَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُ اَنّى مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمينَ

“Eyyub'u da (an). Hani Rabbine: «Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin» diye niyaz etmişti”. (ENBİYÂ 83)

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه مِنْ ضُرٍّ وَاٰتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرٰى لِلْعَابِدينَ

“Bunun üzerine biz, tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için bir hatıra olmak üzere onun duasını kabul ettik; kendisinde dert ve sıkıntı olarak ne varsa giderdik ve ona aile efradını, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini daha verdik.” (ENBİYÂ 84)

 

 

11- Hz. Aişe'nin belirttiğine göre, Kâbe’nin örtüsü daha önceleri Aşure gününde değiştirilirdi.

 

كانوا يصومون يوم عاشوراء قبل ان يفترض رمضان وكان يوم فيه تستر الكعبة

Ramazan orucu farz kılınmadan önce (Kureyşliler) Aşûre günü oruç tutarlardı. Aşûre günü, Kabe’nin örtüsünün değiştirildiği gündü. (Ahmed, VI, 244)

 

12- Muharrem ayı, tarihte bazı büyük acılardan kurtuluş ayı olduğu gibi, bu ayda unutulmaz acılar da yaşanmıştır.

قَالَ رَسُولُ اللّهِ الْحَسَنُ وَالْحُسَيْنُ سَيِّدَا شَبَابِ أهْلِ الْجَنَّةِ. وَأبُوهُمَا خَيْرٌ مِنْهُمَا

"Hasan ve Hüseyin cennet ehlinin gençlerinin efendileridir. Babaları onlardan daha hayırlıdırlar”(İ.Canan, Kutub-i Sitte Ter.ve Şerhi, Akçağ Yay: 16/513)  diye nitelediği torunlarından Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehit edilmesi Muharrem ayının onuncu gününe rastlamaktadır

Âşura gününün manevi berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. Emeviler’in ikinci hükümdarı Yezid zamanında ve Hicri 61,Miladi 680 yılı Muharrem ayının onuncu Cuma günü Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Ehlibeytin çok değerli bir ferdinin hayatına mal olan bu elim olay sebebi ile 10 Muharrem Şii Müslümanlarca yas günü sayılmış ve bu matem daha sonraları geniş çaplı hale gelmiş ve bir nevi resmi hüviyete bürünmüştür.

Hz Hüseyin’i kendi iktidarı ve ikbali açısından potansiyel bir tehlike olarak gören Yezid bin Muaviye Hz Hüseyin’e Kufe valiliği vaadiyle tuzak kurmuştur. Hz Hüseyin’e, bunun bir tuzak olabileceği, gitmemesi ve Mekke’den ayrılmaması yönünde tavsiyeler olduysa da dinlememiş, 50-60 kişilik aile fertleri ve arkadaş grubu ile yola çıkmıştır. Hz Hüseyin, Kerbela’ya geldiğinde tuzağa düşürülmüş, Yezit’e biat etmesi için kendisine baskı yapılmış, çölde günlerce aç ve susuz bekletilmiştir. Peygamberin güllerine bu zulmü reva görenler nasıl bir kalbe sahipti acaba? Allah böylesi trajedilerin tekrarından bu ümmeti muhafaza buyursun. 

Tarihin belli bir kesitinde meydana gelen bu üzücü olayları iyi düşünmek ve bunlardan ders çıkarmak gerekir. Müslümanlara düşen görev, bu tür müessif olayların tekrarlanmasını önleyecek bir bilinç ve anlayışa sahip olmak; kardeşlik, birlik ve beraberliğimizi korumaktır.  Günümüzde de aynı veya benzer vakalara rastlamamız mümkün. Zevkine öldürülen insanlar, sarhoş araç kullanıp insanların canlarına kıyanlar, bilge köyü katliamını düşünün…

Yüce Allah, insanı ruh ve beden yapısıyla en güzel bir şekilde yaratmış, (Tîn, 95/4) ona şan ve şeref vermiş (İsra, 17/70), ona ruhundan üflemiş (Hicr, 15/29 ) ve yeryüzündeki her şeyi onun hizmetine sunmuştur. (Mülk, 67/15) Bütün bu özellikleriyle insan, yaratılanlar arasında en seçkin ve en değerli varlıktır. Yaratılış gayesine uygun olarak yaşayan insan, sevgi dolu, merhametli, hoş geçimli, güvenilir, içinde yaşadığı toplumla ve bütün insanlıkla barışık olandır. Bu vasıflar, kuşkusuz olgun müslümanın da belirgin özelliklerindendir.

Her zaman, sağduyulu hareket ederek Allah ve Peygamber sevgisi etrafında kenetlenmeliyiz. Hz. Peygamberi, O'nun aile fertlerini ve ashabını sevmek hepimizin müşterek heyecanı olmalıdır.

Kerbelâ olayının hatırasını yad etme gerekçesi ile yas günü olarak algılanan 10 Muharremde sergilenen etkinliklerde Bazı Şii müslümanlar, “kendi kendine işkence” denebilecek uygulamalar sergilemektedirler. Halbuki bu tür uygulamalar İslam’a aykırıdır. Yas tutmanın da bir ölçüsü vardır ve bu ölçüyü Hz. Peygamber (s.a.v.) belirlemiştir.

İslam’dan önce Cahiliye Arapları, ölen kimse için aşırı derece yas tutar, ölünün yakınları avazı çıktığı kadar bağırır, eşi kendini eve hapseder, yıkanmazdı. Hatta profesyonel ağlayıcılar da tutarlardı. Resülullah bu geleneği şu hadisi ile ortadan kaldırmıştır:

“Yüzüne vurarak, yakasını yırtarak, cahiliye adetlerini sürdüren bizden değildir.”( Buhari, Cenaiz, 36; II, 82)

 

"Hep birlikte Allah'ın ipine  sarılın ve parçalanıp bölünmeyin”

Bu acı olayın tasvibi mümkün değildir. Müslümanlara düşen görev, bu tür olayların tekrarlanmasını önleyecek bir bilinç ve anlayışa sahip olmak, kardeşlik, birlik ve beraberliği koruyabilmek ve yüce Allah'ın; وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ   "Hep birlikte Allah'ın ipine / Kur'ân'a sımsıkı sarılın ve parçalanıp bölünmeyin" (Al-i İmran, 103)

  Hepimizin Allah'ı, Peygamberi, kitabı, kıblesi, vatanı ve bayrağı birdir. Bu birlik, birbirimize sevgi ve saygı bağları ile bağlanmamızı gerektirir. Kardeş olarak yaşamamız Rabbimizin ve Peygamberimizin bir emridir.

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ Yüce Allah, "Müminler ancak kardeştirler” (Hucurat,10)

             “Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir. Mü’min ise, insanların canları ve malları konusunda kendisinden emin olduğu kimsedir(Tirmizi,“İman”12)

Temeli barış, uzlaşma ve hoşgörüye dayanan, ismini de bu anlamlara gelen “İslam” kelimesinden alan yüce dinimiz; birliği, sevgiyi ve kardeşliği emrederken, haksızlığı, insan hayatına, kişi dokunulmazlığına ve insanın onur ve haysiyetine zarar verecek her şeyi de kesin bir dille yasaklamıştır. İnsanların can, din,  mal, nesil ve akıl emniyetini temin etmek İslam’ın temel hedeflerindendir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de,  haksız yere cana kıymak haram kılınmış ve bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmeye, bir hayatı kurtarmak da bütün insanlığı kurtarmaya denk tutulmuştur.( Mâide, 5/32)

Hz. Peygamber (s.a.v.), savaş ortamında bile, müslümanlarla savaşmayan gayrı Müslim kadınların, çocukların, yaşlıların ve ibadetle meşgul din adamlarının öldürülmesini hatta, ibadethanelerinin yıkılmasını, ağaçların kesilmesini ve hayvanların öldürülmesini yasaklamıştır.

           Genel bir ilke olarak yer yüzündeki bütün canlılara merhametle yaklaşmayı öngören İslam dini, insanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez”(Müslim, “Fedâil”, 2319; II,1809.) peygamberî buyruğuyla da bu ilkeyi âdeta perçinlemiştir.

İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır.  

 

AŞURE AŞI

Aşûre günü oruç tutmanın faziletine ilişkin sahih hadisler bulunmasına karşılık,  o günde hububat karşımı aş (aşûre) pişirmek, sadaka vermek, mescitleri ziyaret etmek ve kurban kesmek gibi fiiller hakkında sahih habere rastlanmamaktadır. ( Yavuz, Yusuf  Şevki, “Aşûra”, DİA, IV, 25) Bununla birlikte, Müslüman Türklerin dînî halk geleneğinde önemli bir yer tutan aşûre, aynı zamanda Muharremin onuncu günü başlamak üzere, daha sonraki günlerde de özel merasimle pişirilip dağıtılan tatlıya isim olmuş ve sosyal dayanışmaya önemli katkılarda bulunmuştur.

Rivayete göre iman edenler sel felaketinden, tufandan kurtulduklarında azıklarını açtılar; buğday, nohut, fasulye, mısır, üzüm, ceviz, şeker vs. yiyecek maddelerinden karıştırarak pişirdiler... Pişiri­len aş öyle bereketlenmişti ki, herkes doymuştu. Aradan nice bin yıllar geçmesine rağmen iman edenlerin kurtuluş günü, zaman içinde aşure denilen bir tatlı yaparak anılır ve yaşatılır oldu.

Çok eskiden beri devam eden aşûre aşı, Osmanlılar döneminde sarayda da pişirilmiş, “aşûre testisi” adı verilen özel kaplarla da saray dairelerine ve halka birkaç gün süreyle dağıtılmıştır.

Merhum Şair Mehmed Akif’in dediği gibi,

“Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar /  Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”

Muharrem ayınızı, hicri yılbaşınızı, Âşüre gününüzü tebrik eder, Ümmet-i Muhammed’in Kerbelâ gibi acıları bir daha yaşamamasını yüce Rabbimiz’den niyaz ederim.

 

Not: Bu Vaaz İdris YAVUZYİĞİT Tarafından “İslam Tarihinde Muharrem Ayı Ve Aşure” (M.Arif Yüksel), “Muharrem Ayı Ve Aşûre” (Doç. Dr. Halil Altuntaş), “Muharrem Ayı Ve Hicri Yılbaşı”  (Kadir Hatipoğlu), “Muharrem Ayı” (Sorularlaislamiyet.com), “Muharrem Ayı Ve Hicret” (Ahmet Ünal), “Muharrem Ayı Ve Önemi” (Mehmet Talü), “Hicret, Muharrem, Aşura” (Salim Selvi) örnek vaazlar; Hasenat4 Kuran Araştırma Programı Ve Riyazüssalihin(8 Cilt)’den Derlenip İlaveler Yapılmak Suretiyle Hazırlanmıştır.



Kurban Dokumanları
Namaz Kitapları
Aydın Gökçe Bey'e Teşekkür
Sitemize Vaaz Ansiklopedisi olarak eklediğim bölüm Aydın Gökçe'nin Almanya'da görevli iken çeşitli kaynaklardan yaptığı vaazları alfabetik sıraya almasıyla oluşmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vaazlar ayrıca Dosyalar bölümünde de yer almaktadır. Vehbi Akşit
Vaaz Ansiklopedisi
VAİZLER KÜTÜPHANESİ
Kur'ani Site
Hava Durumu
Anlık
Yarın
15° 5°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.94973.9655
Euro4.63454.6531
Saat